Göktürkler nedir?

Tarihteki adı "Büyük Türk Kağanlığı" da olan, Orta Asya’da hüküm sürmüş büyük Türk hanedanı ve devleti. Bumin Kağan tarafından 552 yılında kurulup, Peymey Kağan zamanında 745’te Karluk ve Uygur Türklerince yıkılmıştır. Başşehirleri Ötüken’dirgöktürkler

Göktürk Devletini, Avarlara isyan edip, İmparator Anagay’ı mağlub eden Bumin Kağan kurdu. Bumin KağanGöktürk Oymağının Hanı Uluğ Yabgu’nun oğludur. Kardeşi İstemi Kağan ile saltanatı ortaklaşa idare ettiler. Ortak hükümdarlık usulü, devlet idaresinde bir Türk geleneğidir. Doğu Göktürk Kağanlığını, Doğu Kağan ve Büyük Kağan da denilen Bumin, ona bağlı Batı GöktürkKağanlığını da kardeşi İstemi Kağan idare ediyordu.

Bumin Kağan (552-553), Ötüken Dağı çevresinden Çin Seddi’ne; İstemi Kağan (553-576), Altay Dağlarının güneyinden başlayarak Cungarya ve İli Irmağı havzası ilerisine kadar olan topraklarda hakimdiler. Böylece iki kardeşin saltanatı müddetince ülke sınırları doğuda ve batıda genişletildi. Avar ülkesi bütünüyle ele geçirildi. Hakimiyetleri altında Oğuz, Üç Oğuz, Dokuz Oğuz, Tarduş, Türkeş, Töles, Tatar, Kırgız, Karluk Türkleri bulunuyordu. Bu iki kağan Türk soyundan gelen birçok boyları birleştirerek, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan milli bir devlet kurdular.

Bumin Kağan’dan sonra, kardeşi İstemi ve oğlu Doğu Kağanı Bağan Kağanlar, büyük fetihler yaptılar. Göktürk Devletinin sınırlarını; yedi yüz yıl öncesi Büyük Hun İmparatorluğu Kağanı Mete (M.Ö. 209-174)nin zamanından sonra, en geniş sınırlarına ulaştırdılar. Aral, Balkaş, Baykal gölleri ve Hazar Denizinin kuzey ve batı kıyıları Türklerin elindeydi. Batıda Ural Dağları ve Irmağı geçilip, Volga’ya ulaşıldı. Doğu’da sınır Kore’nin kuzeyinden geçip, Büyük Okyanusa dayanıyordu. Güneyde Doğu Türkistan’ın tamamı ve güneybatısı dışında bütün Batı Türkistan, Kansu, Göktürklerin hakimiyetinde

olup, buralar Türkleştirilmişti. Güney Doğuda, Çin Seddi Göktürk-Çin sınırını teşkil ediyordu.

Göktürk Devletinin en kudretli Devrinde Çinliler, Sasaniler, Bizanslılar komşularıydı. Bu devletler, Türk Kağanlığı ile siyasi münasebetlerinde çok dikkatliydiler. Göktürklere gönderilen Çin elçisi Şang-Sun-Çing, imparatoruna verdiği raporda; Türklerin askeri güçle yenilmesinin imkansız olduğunu belirtiyordu. Siyasi entrikalara başvurulmazsa Çin’in güvenliğinin büyük tehlikeye girebileceği reçetesini de veriyordu. Bundan sonra, Çinliler an’anevi, hile siyasetlerini tatbik edip, ülke içine fitne soktular. Tigin denilen Göktürk Prenslerini taht kavgasına teşvik edip,Türk örf ve adetlerini dejenere ile devletin gücünü zayıflattılar. Sinsice planlarının tatbiki sonucu, 647 yılında Doğu Göktürk Kağanlığını yıkıp, topraklarını ele geçirdiler. Yüz binlerce türkü esir edip, kanlarına girdiler.

Doğu Kağanlığının yıkılmasıyla; 552 tarihinden 647’ye kadar devam eden birinci dönem bitip, 682’de Kutluğ Devletinin kurulmasına kadar devam eden ikinci dönem başlamıştır. Göktürklerin üçüncü ve son devri İlteriş Kutluğ Kağan ile başlayıp, 745 yılında iktidarın Uygur Türklerine geçmesine kadar devam etmiştir.

Çinliler, Türk beylerini öldürmektense, kontrol altında bulundurmak için, önceleri Çin sarayında rehin tutmak siyasetini uyguladılar. Bu beylere sözde birer yüksek Çin memuriyet ünvanı verip, tayinler yaptılar. Çeşitli entrikalar sonucu esir edilip, Çin’e götürülen Türklerde esaret milli şuurun doğmasına sebep oldu. Ok atmakta ve at yarışlarında usta atıcı ve binici olan Türkler, tertib edilen yarışlarda rekorlar kırıyorlardı. Türk beylerinin bu başarıları, Orta Asya’ya yayılıyordu.Çin sarayında en cins atları alıp, kaçıran ve hatta Çinİmparatorluk sarayını bile birkaç gün içinde ele geçiren Türk beylerinin ünleri Türkler arasında yayılıyordu. İçlerinde Çinli kızlarla evlenip, Çinlileşenler olduğu gibi İmparatora bile kafa tutup ihtilal çıkaran Türk beyleri de vardı. Kürşad, bu beylerin en meşhurlarından biriydi. Göktürk Devletinin Kutluğ dönemini başlatan İlteriş Kutluğ Kağan, önceleri hudutta bir Çin memuruydu. On yedi kişiyle Çin’e isyan etti. Türk beyleri de kendisine katıldı. Orta Asya’daki dağınık Türkler, etrafında toplandı. (Bkz.İlteriş Kutluğ Kağan)

Milli şuur heyecanını uyandırmak için İlteriş Kutluğ ilk akını Çin’e yapmıştır. 687’de Türkler Çin’in Şansi eyaletine girmişlerse de geri çekilmek zorunda kalmışlardır. 694 tarihinde Çinlileri Nig-Hia yakınlarında yenerek, gereken dersi vermişlerdir.İlteriş Kağan’dan sonra 693’te kardeşi Kapağan, Kutluğ Kağanı olmuştur. 706’da Kapağan Kağan Çinlileri büyük bir bozguna uğrattı.

Kapağan Kağan 716 yılında Bayırkuların iç isyanını bastırmaya çalışırken Tola kıyılarında tuzağa düşürülüp, öldürüldü. Oğulları Bögü, İni ve Yuluğ Tiginler kağanlık iddialarında bulundular. Bögü ve İni Tiginler ard arda kağan oldularsa da, ikisi de öldürüldü. Yuluğ Tigin büyük edip olarak da tanınan, amcaları bilge Kağan ve Kül Tigin ile işbirliği yaptı. Taht kavgasına ve ülkedeki anarşiye İlteriş Kağan’ın büyük oğlu Bilge Kağan ve kardeşi Başkomutan Kül Tigin son verdi.İki kardeş ortaklaşa hareket edip Göktürk Devletine son yükselme devrini yaşattılar. Bilge Tonyukuk, İlteriş Kağan zamanından beri devlet hizmetinde başkumandanlık ve vezirlik yapan, Türk tarih ve kültürüne büyük emeği geçen unutulmaz bir devlet adamıdır. Bilmeyerek de olsa, Bilge Kağan’ın bazı isteklerine karşı çıkarak Türklüğü İslamiyete hazırlamış olan bir vezirin 725 yılında kaybı ile devlet, tecrübeli bir büyüğünü yitirmiştir. (Bkz. Bilge Kağan)

Göktürklerin son zamanlarında taht kavgaları ve anarşi bitmek bilmiyordu. Devletten ayrılmak isteyen kavimlere ve Çin entrikalarına karşı yapılan mücadeleler sonunda; 731’de Kül Tigin, 734 yılında da Bilge Kağan öldürüldü.Uygur, Karluk, Basmıl Türkleri de Göktürklere karşı ayaklandılar. Bu mücadeleler, Peymey Kağan zamanında 745 tarihinde Uygur Türklerinin Göktürk iktidarına son vermelerine kadar devam etti.

Göktürklerde idare ve ordu: Devleti Kağan ünvanlı hükümdar idare ederdi. Kağan’da Bilgelik, Alplık ve Erdemlilik özellikleri aranırdı. İl denilen ülkeyi bilgili, kahraman, özü sözü doğru, faziletli devlet başkanı idare ederdi. Kağanın vazifeleri arasında savaş gücüyle devleti kurma ve düzene koyma, yeni alınan yerlere iskan, töre yani kanunları düzenlemek, ahaliyi doyurup giydirmek vardır. Ülke geniş bölge teşkilatı gereğince Doğu ve Batı olmak üzere ikili devlet sistemine göre idare edilirdi. Kağanın eşine Katun denirdi. Kağandan sonra gelen yüksek rütbe Yabguluktur. Göktürkler, devlet idaresinin en soylu, tecrübeli Türk boylarının elinde kalmasına dikkat etmişlerdir. Önceleri sayısı bir olan Yabgu’ya, devlet genişledikçe ihtiyaç çoğalmış, Batı Türkistan gibi bölgelere de yenileri tayin edilmiştir. Şehzadelere Tigin veya Tegin, Şad; eşlerine de Konçuy adı verilirdi.Tiginler, umumi valilik, başkumandanlık gibi mühim memuriyetleri yaparlardı. Boy hükümdarına "Kan (Han)" denmektedir. Tarkan, Çur, Apa, Tudun, büyük memuriyetlerdendir.

Göktürk ordusu, yükselme döneminde Asya’nın en güçlü askeri kuvvetiydi. Ordunun üçte ikisi süvari, biri de piyadeydi. Akınlarda ve savaşlarda sür’atli hareket etmek esastı. Gece ve gündüz sıkı yürüyüşle yol alan ve atlarına nöbetle binen Türk süvarisi, hiç ümit edilmedik anda, hiçbir haber alma şansı

bırakmadan düşman ordusuna saldırırdı. Savaşta düşman asker miktarı yüzbinleri bulursa, Türk ordusu kırdırılmazdı. Bozkır taktiği ile ilk önce geri çekilinirdi. Merkez üssünden ayrılan düşman, vur kaç ve gerilla savaşı ile yıpratılıp, ani baskınla yok edilirdi. Göktürklerin bayrak ve tuğlarının tepesinde altından yapılmış kurt başlı heykel bulunurdu. tuğ ile davul da bağımsızlık sembolleriydi. Göktürklerin başşehri Ötüken’dir. Burası Orhun Irmağı ile Selenge Irmağının Tarim kolu arasında, ormanlar içinde bitki örtüsü ve suyu bol bir şehirdi.Ötüken’den başka Barshan, Çargelen-Çumgal, Çaldıvar, Atbaş, Şirdakbeg, Nanageldi, Fergana, Yassıkugart, Çikircik başlıca Göktürk şehirleridir.

Göktürklerde karar, seçim, insan ve hayvan sayımı için ziyafetli devlet meclisi mahiyetinde "Kengeş (Müşavere) Meclisi" toplanırdı.

Sanat ve edebiyat: Orta Asya’da yapılan araştırma ve kazılarda Göktürkçe yazılı eserler bulunmuştur. Para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden, para ve taşlar üzerine yazılanlar günümüze kadar gelmiştir.İlk Türk abidelerinde yazılara altıncı yüzyılda rastlanmıştır. Bunlar kısa metinlerdir. Elde kalan bengü anıtları, Orhun Abideleri veya Türük Bengü Taşları da denen üç büyük kitabedir. Taşların üzeri oyulmak suretiyle yazılmıştır. Bu kitabeler; Göktürk Kağanı Bilge Kağan, Kül Tigin ve vezir. Bilge Tonyukuk adlarına yazılıp, dikilmiştir. Kitabeler kireç taşına yontularak yazıldığından zaman ve açık havanın tahribatına maruz kalıp, bozulmuştur. Bu yüzden bazı satırları ve birçok kelimeleri okunamaz durumdadır. Kül Tigin kitabesi, içlerinde en az tahribata uğrayanıdır.

Orhun Abidelerinin yazıldığı Göktürk alfabesi 38 harflidir. Türklerin milli alfabesi olan bu yazı sisteminde 4 sesli, 9 birleşik, 25 de sessiz harf bulunmaktadır. Kelimeler birbirinden iki noktayla ayrılır. Türklerin İslam dinini kabülünden önce yazılan Orhun Abideleri, muhteva olarak Türk tarihi ve kültürü bakımından önemlidir. Abidelerde; Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun iş başına getirildiği zaman idare mekanizmasının iyi çalışmayıp, ahalide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, şahsiyetini kaybettirdiği, hitabet sanatına uygun bir anlatımla verilmiştir. Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup, güçlendirdiği anlatılan abidelerde, devlet tecrübesi yanında Türklüğün, istiklal fikrine yer verilmiştir. Ayrıca bu, Hakanların millete hesap vermesidir.

Bilge Kağan Abidesinde bugünkü dille şöyle denmektedir:

"Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir. Ey Türk Milleti! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağanı’na, hür ve müstakil ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün.

Milletin adı, sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile ölesiyle bitesiye çalıştım..."

İktisadi ve sosyal hayat: Göktürkler tarım ve hayvancılığa önem vermişlerdir. Memleketlerinde bugün bile kullanılan sulama kanalları yapmışlardır. On kilometre uzunluğundaki Tötö Kanalı son derece kayalık bir arazide açılıp, iki vadi birleştirilmiştir. Yüksek matematik bilgisine dayanan bir su dağıtma şebekesi bu kanala bağlanmıştı. 1935 yılında bölgeyi sulamak isteyen Ruslar, yüzyıllar öncesi yapılan kanalı yenileyip, eskisinden daha iyi bir şebekenin kurulamıyacağına karar vermişlerdir. Göktürkler çeşitli bitki ve tarım ürünleri yanında Orta Asya bozkırlarında dünyanın en cins atlarını yetiştirmişlerdir.Sürülerle küçük ve büyük baş hayvan beslerlerdi.

Tarım ve hayvan ürünlerinden, tarhana, kavurga, kavut, kurut, kurukaymak, kakaç, pastırma-sucuk gibi gıda maddeleri; börk, deri, kalpak, tulum, tüngü, keçe, halı, kilim gibi giyim-kuşam deri eşya ev yaygıları yapıp kullanılırlardı. Cepken, yelek, şalvar, tokalı kemer giyip kuşanırlardı.

Din: Bilge Kağan’ın davranışlarına bakıldığı zaman Göktürklerin, bir din arayışı içinde oldukları görülür. Bundan önceki dinleri semavi dinlere dayanmakla birlikte bozukluk içindeydi. Yafes bin Nuh neslinden olan bu milletin İslam öncesi devri yaşayış itibariyle saf ve temizdir. İbn-i Fadlan gibi Arap seyyahlarının bildirdiğine göre Türklük içinde zinanın cezası ölümdü.

Bilge Kağan, hayatı at sırtında geçen bu yarı göçebe milleti yerleştirmek ve din olarak da Budizmi seçmek istemişti. Ancak devletin büyük müşaviri ve tecrübeli veziri Tonyukuk buna karşı gelmiş bilmeyerek de olsa,Türklüğün İslamiyete girmesinde büyük rol oynamıştır. Zaten bu zamanda yeni yeni devletin batı sınırlarına uzanan Mecusi İran ile savaşıyordu. Eğer İslamiyet, Bilge Kağan’dan daha önce ülkelerine ulaşsaydı, şüphesiz Türk tarihinde alp-erenlere çok önceleri rastlanırdı.

Zaten 8. yüzyılda Müslümanlarla karşılaşan Türkler, 751 yılında Çinlilere karşı müslüman Araplarla ittifak ettiler. Bu tarihi olaydan sonra İslama yönelmeye başladılar. 751 Talas Meydan Muharebesi sonunda; İslamiyeti yakından gören, inceleyen Türkler, Müslüman olmakla şereflendiler ve yıllarca

İslam dininin bayraktarlığını yaptılar.

İslamiyette eti ve derisi haram olan domuzu, komşuları Moğollar besleyip etini yemelerine rağmen, Türkler kat’iyetle sevmezlerdi. İslamiyette büyük günahlardan olan zina, hırsızlık, hile, yalan söylemek gibi gayri ahlaki fiiller İbn-i Fadlan’ın seyahatnamesinde bildirdiğine göre eski Türklerde de yasak olup, temiz ve asil bir millet idiler. Türkler, büyük suç kabul ettiklerinden failleri en ağır cezalara çarptırılırdı. Mesela zinanın cezası ölümdü. Bütün insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturan İslam dinini Türkler hiçbir zorlama olmaksızın, kendi rızalarıyla kabul edip, Türklüklerini muhafaza etmelerini sağladılar. Türk soyundan olan Bulgarlar, Müslüman olmadıkları için bugün Türklüklerini unutmuşlar ve tarih boyunca Müslüman Türklere düşmanlık yapmışlardır.

--Reklam--