Göktürkler nedir?

Orta Asya'daki Türk İmparatorluğu'nu yaklaşık olarak 200 yıl yönetmiş bir Türk hanedanıdır. Hun (Kun), Siyenpi-Topa ve Apar hanedanlarından sonra 552'de iktidarı aldı. Kurucusu Bumin Kağan'dır. Yerine geçen kardeşi İstemi Kağan, İmparatorluğun sınırlarını genişletti. Devlet, bütün Kuzey Asya'yı kaplıyordu. Başkent bugünkü Moğolistan'da kalan Ötüken idi. İstemi Kağan, Bizans'ı, kudretli İran'a karşı tuttu. Çin, bu Türk devletinin karşısında tamamen sindi. Bu Türk İmparatorluğu Doğu ve Batı diye ikiye ayrılmıştı. 18 milyon km2'lik bu büyük devleti idare etmek ancak böyle mümkün olabiliyordu.

Türk İmparatorluğu, 630'da büyük bir kriz geçirdi. Ülkenin birçok bölümü Çin boyunduruğuna girdi. Prens Kürşad'ın ayaklanma teşebbüsü bir sonuç vermedi. Ama, 682'de İlteriş Kağan, devlete eski gücünü ve topraklarını kazandırdı. Kutluğ Kağan'ın kardeşi Kapağan Kağan devrinde de durum kötüleşti. Çinliler'le büyük savaşlara girişildi. Kutluğ Kağan'ın oğulları Bilge Kağan ve Kül Tiğin durumu düzelttiler. Bu devirde Başbakan Bilge Tonyukuk devleti yeniden düzenledi. Kapağan Kağan'ın üçüncü oğlu Yuluğ Tigin'in yazdığı Köktürk Anıtları, Türk tarih, dil, edebiyat ve uygarlığının en büyük yapıtları olarak bu çağda ortaya kondu. Köktürk hanedanı 745'te yıkıldı. Yerine 5. Türk imparatorluk hanedanı olan Dokuz Oğuz - On Uygurlar geçti.

Göktürk Devletini, Avarlara isyan edip, İmparator Anagay’ı mağlub eden Bumin Kağan kurdu. Bumin KağanGöktürk Oymağının Hanı Uluğ Yabgu’nun oğludur. Kardeşi İstemi Kağan ile saltanatı ortaklaşa idare ettiler. Ortak hükümdarlık usulü, devlet idaresinde bir Türk geleneğidir. Doğu Göktürk Kağanlığını, Doğu Kağan ve Büyük Kağan da denilen Bumin, ona bağlı Batı GöktürkKağanlığını da kardeşi İstemi Kağan idare ediyordu. Bumin Kağan (552-553), Ötüken Dağı çevresinden Çin Seddi’ne; İstemi Kağan (553-576), Altay Dağlarının güneyinden başlayarak Cungarya ve İli Irmağı havzası ilerisine kadar olan topraklarda hakimdiler. Böylece iki kardeşin saltanatı müddetince ülke sınırları doğuda ve batıda genişletildi. Avar ülkesi bütünüyle ele geçirildi. Hakimiyetleri altında Oğuz, Üç Oğuz, Dokuz Oğuz, Tarduş, Türkeş, Töles, Tatar, Kırgız, Karluk Türkleri bulunuyordu. Bu iki kağan Türk soyundan gelen birçok boyları birleştirerek, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan milli bir devlet kurdular.

göktürkler

Bumin Kağan’dan sonra, kardeşi İstemi ve oğlu Doğu Kağanı Bağan Kağanlar, büyük fetihler yaptılar. Göktürk Devletinin sınırlarını; yedi yüz yıl öncesi Büyük Hun İmparatorluğu Kağanı Mete (M.Ö. 209-174)nin zamanından sonra, en geniş sınırlarına ulaştırdılar. Aral, Balkaş, Baykal gölleri ve Hazar Denizinin kuzey ve batı kıyıları Türklerin elindeydi. Batıda Ural Dağları ve Irmağı geçilip, Volga’ya ulaşıldı. Doğu’da sınır Kore’nin kuzeyinden geçip, Büyük Okyanusa dayanıyordu. Güneyde Doğu Türkistan’ın tamamı ve güneybatısı dışında bütün Batı Türkistan, Kansu, Göktürklerin hakimiyetinde olup, buralar Türkleştirilmişti. Güney Doğuda, Çin Seddi Göktürk-Çin sınırını teşkil ediyordu.

Göktürk Devletinin en kudretli Devrinde Çinliler, Sasaniler, Bizanslılar komşularıydı. Bu devletler, Türk Kağanlığı ile siyasi münasebetlerinde çok dikkatliydiler. Göktürklere gönderilen Çin elçisi Şang-Sun-Çing, imparatoruna verdiği raporda; Türklerin askeri güçle yenilmesinin imkansız olduğunu belirtiyordu. Siyasi entrikalara başvurulmazsa Çin’in güvenliğinin büyük tehlikeye girebileceği reçetesini de veriyordu. Bundan sonra, Çinliler an’anevi, hile siyasetlerini tatbik edip, ülke içine fitne soktular. Tigin denilen Göktürk Prenslerini taht kavgasına teşvik edip,Türk örf ve adetlerini dejenere ile devletin gücünü zayıflattılar. Sinsice planlarının tatbiki sonucu, 647 yılında Doğu Göktürk Kağanlığını yıkıp, topraklarını ele geçirdiler. Yüz binlerce türkü esir edip, kanlarına girdiler.

Doğu Kağanlığının yıkılmasıyla; 552 tarihinden 647’ye kadar devam eden birinci dönem bitip, 682’de Kutluğ Devletinin kurulmasına kadar devam eden ikinci dönem başlamıştır. Göktürklerin üçüncü ve son devri İlteriş Kutluğ Kağan ile başlayıp, 745 yılında iktidarın Uygur Türklerine geçmesine kadar devam etmiştir. Çinliler, Türk beylerini öldürmektense, kontrol altında bulundurmak için, önceleri Çin sarayında rehin tutmak siyasetini uyguladılar. Bu beylere sözde birer yüksek Çin memuriyet ünvanı verip, tayinler yaptılar. Çeşitli entrikalar sonucu esir edilip, Çin’e götürülen Türklerde esaret milli şuurun doğmasına sebep oldu. Ok atmakta ve at yarışlarında usta atıcı ve binici olan Türkler, tertib edilen yarışlarda rekorlar kırıyorlardı. Türk beylerinin bu başarıları, Orta Asya’ya yayılıyordu.

Çin sarayında en cins atları alıp, kaçıran ve hatta Çinİmparatorluk sarayını bile birkaç gün içinde ele geçiren Türk beylerinin ünleri Türkler arasında yayılıyordu. İçlerinde Çinli kızlarla evlenip, Çinlileşenler olduğu gibi İmparatora bile kafa tutup ihtilal çıkaran Türk beyleri de vardı. Kürşad, bu beylerin en meşhurlarından biriydi. Göktürk Devletinin Kutluğ dönemini başlatan İlteriş Kutluğ Kağan, önceleri hudutta bir Çin memuruydu. On yedi kişiyle Çin’e isyan etti. Türk beyleri de kendisine katıldı. Orta Asya’daki dağınık Türkler, etrafında toplandı. Milli şuur heyecanını uyandırmak için İlteriş Kutluğ ilk akını Çin’e yapmıştır. 687’de Türkler Çin’in Şansi eyaletine girmişlerse de geri çekilmek zorunda kalmışlardır. 694 tarihinde Çinlileri Nig-Hia yakınlarında yenerek, gereken dersi vermişlerdir.İlteriş Kağan’dan sonra 693’te kardeşi Kapağan, Kutluğ Kağanı olmuştur. 706’da Kapağan Kağan Çinlileri büyük bir bozguna uğrattı.

göktürkler

Kapağan Kağan 716 yılında Bayırkuların iç isyanını bastırmaya çalışırken Tola kıyılarında tuzağa düşürülüp, öldürüldü. Oğulları Bögü, İni ve Yuluğ Tiginler kağanlık iddialarında bulundular. Bögü ve İni Tiginler ard arda kağan oldularsa da, ikisi de öldürüldü. Yuluğ Tigin büyük edip olarak da tanınan, amcaları bilge Kağan ve Kül Tigin ile işbirliği yaptı. Taht kavgasına ve ülkedeki anarşiye İlteriş Kağan’ın büyük oğlu Bilge Kağan ve kardeşi Başkomutan Kül Tigin son verdi.İki kardeş ortaklaşa hareket edip Göktürk Devletine son yükselme devrini yaşattılar. Bilge Tonyukuk, İlteriş Kağan zamanından beri devlet hizmetinde başkumandanlık ve vezirlik yapan, Türk tarih ve kültürüne büyük emeği geçen unutulmaz bir devlet adamıdır. Bilmeyerek de olsa, Bilge Kağan’ın bazı isteklerine karşı çıkarak Türklüğü İslamiyete hazırlamış olan bir vezirin 725 yılında kaybı ile devlet, tecrübeli bir büyüğünü yitirmiştir. (Bkz. Bilge Kağan)

Göktürklerin son zamanlarında taht kavgaları ve anarşi bitmek bilmiyordu. Devletten ayrılmak isteyen kavimlere ve Çin entrikalarına karşı yapılan mücadeleler sonunda; 731’de Kül Tigin, 734 yılında da Bilge Kağan öldürüldü.Uygur, Karluk, Basmıl Türkleri de Göktürklere karşı ayaklandılar. Bu mücadeleler, Peymey Kağan zamanında 745 tarihinde Uygur Türklerinin Göktürk iktidarına son vermelerine kadar devam etti. Göktürklerde idare ve ordu: Devleti Kağan ünvanlı hükümdar idare ederdi. Kağan’da Bilgelik, Alplık ve Erdemlilik özellikleri aranırdı. İl denilen ülkeyi bilgili, kahraman, özü sözü doğru, faziletli devlet başkanı idare ederdi. Kağanın vazifeleri arasında savaş gücüyle devleti kurma ve düzene koyma, yeni alınan yerlere iskan, töre yani kanunları düzenlemek, ahaliyi doyurup giydirmek vardır.

Ülke geniş bölge teşkilatı gereğince Doğu ve Batı olmak üzere ikili devlet sistemine göre idare edilirdi. Kağanın eşine Katun denirdi. Kağandan sonra gelen yüksek rütbe Yabguluktur. Göktürkler, devlet idaresinin en soylu, tecrübeli Türk boylarının elinde kalmasına dikkat etmişlerdir. Önceleri sayısı bir olan Yabgu’ya, devlet genişledikçe ihtiyaç çoğalmış, Batı Türkistan gibi bölgelere de yenileri tayin edilmiştir. Şehzadelere Tigin veya Tegin, Şad; eşlerine de Konçuy adı verilirdi.Tiginler, umumi valilik, başkumandanlık gibi mühim memuriyetleri yaparlardı. Boy hükümdarına "Kan (Han)" denmektedir. Tarkan, Çur, Apa, Tudun, büyük memuriyetlerdendir. Göktürk ordusu, yükselme döneminde Asya’nın en güçlü askeri kuvvetiydi. Ordunun üçte ikisi süvari, biri de piyadeydi. Akınlarda ve savaşlarda sür’atli hareket etmek esastı. Gece ve gündüz sıkı yürüyüşle yol alan ve atlarına nöbetle binen Türk süvarisi, hiç ümit edilmedik anda, hiçbir haber alma şansı bırakmadan düşman ordusuna saldırırdı.

Savaşta düşman asker miktarı yüzbinleri bulursa, Türk ordusu kırdırılmazdı. Bozkır taktiği ile ilk önce geri çekilinirdi. Merkez üssünden ayrılan düşman, vur kaç ve gerilla savaşı ile yıpratılıp, ani baskınla yok edilirdi. Göktürklerin bayrak ve tuğlarının tepesinde altından yapılmış kurt başlı heykel bulunurdu. tuğ ile davul da bağımsızlık sembolleriydi. Göktürklerin başşehri Ötüken’dir. Burası Orhun Irmağı ile Selenge Irmağının Tarim kolu arasında, ormanlar içinde bitki örtüsü ve suyu bol bir şehirdi.Ötüken’den başka Barshan, Çargelen-Çumgal, Çaldıvar, Atbaş, Şirdakbeg, Nanageldi, Fergana, Yassıkugart, Çikircik başlıca Göktürk şehirleridir. Göktürklerde karar, seçim, insan ve hayvan sayımı için ziyafetli devlet meclisi mahiyetinde "Kengeş (Müşavere) Meclisi" toplanırdı.

Sanat ve edebiyat: Orta Asya’da yapılan araştırma ve kazılarda Göktürkçe yazılı eserler bulunmuştur. Para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden, para ve taşlar üzerine yazılanlar günümüze kadar gelmiştir.İlk Türk abidelerinde yazılara altıncı yüzyılda rastlanmıştır. Bunlar kısa metinlerdir. Elde kalan bengü anıtları, Orhun Abideleri veya Türük Bengü Taşları da denen üç büyük kitabedir. Taşların üzeri oyulmak suretiyle yazılmıştır. Bu kitabeler; Göktürk Kağanı Bilge Kağan, Kül Tigin ve vezir. Bilge Tonyukuk adlarına yazılıp, dikilmiştir. Kitabeler kireç taşına yontularak yazıldığından zaman ve açık havanın tahribatına maruz kalıp, bozulmuştur. Bu yüzden bazı satırları ve birçok kelimeleri okunamaz durumdadır. Kül Tigin kitabesi, içlerinde en az tahribata uğrayanıdır.

Orhun Abidelerinin yazıldığı Göktürk alfabesi 38 harflidir. Türklerin milli alfabesi olan bu yazı sisteminde 4 sesli, 9 birleşik, 25 de sessiz harf bulunmaktadır. Kelimeler birbirinden iki noktayla ayrılır. Türklerin İslam dinini kabülünden önce yazılan Orhun Abideleri, muhteva olarak Türk tarihi ve kültürü bakımından önemlidir. Abidelerde; Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun başına getirildiği zaman idare mekanizmasının iyi çalışmayıp, ahalide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, şahsiyetini kaybettirdiği, hitabet sanatına uygun bir anlatımla verilmiştir. Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup, güçlendirdiği anlatılan abidelerde, devlet tecrübesi yanında Türklüğün, istiklal fikrine yer verilmiştir. Ayrıca bu, Hakanların millete hesap vermesidir.

Bilge Kağan Abidesinde bugünkü dille şöyle denmektedir: "Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir. Ey Türk Milleti! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağanı’na, hür ve müstakil ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün. Milletin adı, sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile ölesiyle bitesiye çalıştım..." İktisadi ve sosyal hayat: Göktürkler tarım ve hayvancılığa önem vermişlerdir. Memleketlerinde bugün bile kullanılan sulama kanalları yapmışlardır. On kilometre uzunluğundaki Tötö Kanalı son derece kayalık bir arazide açılıp, iki vadi birleştirilmiştir. Yüksek matematik bilgisine dayanan bir su dağıtma şebekesi bu kanala bağlanmıştı. 1935 yılında bölgeyi sulamak isteyen Ruslar, yüzyıllar öncesi yapılan kanalı yenileyip, eskisinden daha iyi bir şebekenin kurulamıyacağına karar vermişlerdir. Göktürkler çeşitli bitki ve tarım ürünleri yanında Orta Asya bozkırlarında dünyanın en cins atlarını yetiştirmişlerdir.Sürülerle küçük ve büyük baş hayvan beslerlerdi.

Tarım ve hayvan ürünlerinden, tarhana, kavurga, kavut, kurut, kurukaymak, kakaç, pastırma-sucuk gibi gıda maddeleri; börk, deri, kalpak, tulum, tüngü, keçe, halı, kilim gibi giyim-kuşam deri eşya ev yaygıları yapıp kullanılırlardı. Cepken, yelek, şalvar, tokalı kemer giyip kuşanırlardı. Din: Bilge Kağan’ın davranışlarına bakıldığı zaman Göktürklerin, bir din arayışı içinde oldukları görülür. Bundan önceki dinleri semavi dinlere dayanmakla birlikte bozukluk içindeydi. Yafes bin Nuh neslinden olan bu milletin İslam öncesi devri yaşayış itibariyle saf ve temizdir. İbn-i Fadlan gibi Arap seyyahlarının bildirdiğine göre Türklük içinde zinanın cezası ölümdü.

Bilge Kağan, hayatı at sırtında geçen bu yarı göçebe milleti yerleştirmek ve din olarak da Budizmi seçmek istemişti. Ancak devletin büyük müşaviri ve tecrübeli veziri Tonyukuk buna karşı gelmiş bilmeyerek de olsa,Türklüğün İslamiyete girmesinde büyük rol oynamıştır. Zaten bu zamanda yeni yeni devletin batı sınırlarına uzanan Mecusi İran ile savaşıyordu. Eğer İslamiyet, Bilge Kağan’dan daha önce ülkelerine ulaşsaydı, şüphesiz Türk tarihinde alp-erenlere çok önceleri rastlanırdı. Zaten 8. yüzyılda Müslümanlarla karşılaşan Türkler, 751 yılında Çinlilere karşı müslüman Araplarla ittifak ettiler. Bu tarihi olaydan sonra İslama yönelmeye başladılar. 751 Talas Meydan Muharebesi sonunda; İslamiyeti yakından gören, inceleyen Türkler, Müslüman olmakla şereflendiler ve yıllarca İslam dininin bayraktarlığını yaptılar.

İslamiyette eti ve derisi haram olan domuzu, komşuları Moğollar besleyip etini yemelerine rağmen, Türkler kat’iyetle sevmezlerdi. İslamiyette büyük günahlardan olan zina, hırsızlık, hile, yalan söylemek gibi gayri ahlaki fiiller İbn-i Fadlan’ın seyahatnamesinde bildirdiğine göre eski Türklerde de yasak olup, temiz ve asil bir millet idiler. Türkler, büyük suç kabul ettiklerinden failleri en ağır cezalara çarptırılırdı. Mesela zinanın cezası ölümdü. Bütün insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturan İslam dinini Türkler hiçbir zorlama olmaksızın, kendi rızalarıyla kabul edip, Türklüklerini muhafaza etmelerini sağladılar. Türk soyundan olan Bulgarlar, Müslüman olmadıkları için bugün Türklüklerini unutmuşlar ve tarih boyunca Müslüman Türklere düşmanlık yapmışlardır.

I. Göktürk kağanlığı (Doğu-Batı kağanlıkları)

Göktürk Kağınlığı, VI.yüzyılın ortasında, Asyanın doğusunda Çin devletinin, batısında Sasani -İran devletinin sınırladığı İç Asya bozkırlarında, doğuda Avarlar, batıda Eftal / Ak unlar ile yapılan mücadeleler sonucunda ortaya çıktı. İlk Kağanları doğu kanadını yöneten Bumin Kağan, batı kanadını yöneten kardeşi İstemi Kağandır. İli derleyen ve bu nedenle İliğ Kağan diye de adlandırılan Bumin Kağanın ölümünden sonra yerine oğlu Ko-lo/Kara Kağan geçtiyse de iktidarı kısa sürdü. Bir yıl sonra Mukan Kağan devletin başına geçti. Mukan Moğol soylu Kitanları yenerek Doğu Göktürk Devletinin sınırlarını Büyük Okyanusa kadar genişletti.

Mukandan sonra tahta Ta-po/Taspar Kağan geçti. Ta-po, Budizmi kabul eden ve Çini baskı altında tutan yönleriyle sivrildi. Doğuda bunlar olup biterken batıdaki sınırlarını Kırıma kadar genişleten İstemi Kağan öldü. Yerine oğlu Tardu Kağan geçti. Tardu, 603 yılına kadar hükümdarlığını sürdürdü. Doğuda Ta-ponun ölümü üzerine tahta çıkan To-lo-pien (ya da sonraki adıyla Apa Tarkan) toyda / kurultayda yapılan kengeş te (müzakere) onaylanmadı. Yerine Ta-ponun yeğeni Şa-po-lio / İşbara Kağan ilan edildi. Çin politikalarının da tesiriyle batı kağanı Tardu, To-lo-pieni destekledi.} İşbaranın Apanın annesini öldürtmesi} doğu ile batı arasındaki ilişkileri bir daha düzelmemek üzere bozdu; iki budun artık birbirlerine düşman hale geldi. Tardunun ölümünden sonra Batı öktürkleri, güçlerinin zayıfladığının bir göstergesi olan, yabguluk ve şadlık adları altında Aşena ailesine mensup kişilerce yönetildikten sonra 630 yılında Çin egemenliğine girdi.

Bundan sonra On Oklar adını alarak Türgiş boyunun önderliğindeki boylar federasyonu şeklinde yüzyılın sonuna kadar Çin hakimiyetinde kaldılar. Doğu Göktürk Kağanlığı ise, Şi-pi Kağan nın 618 de ölümüne kadar benliklerini korudular. Ondan sonra görülen Hie-li / İliğ Kağan Çinin başkentini kuşattı ise de tutsak alındı; esarette ölmesiyle I. Göktürk Kağanlığı tamamen yıkılmış oldu (630). Aynı tarihte Çin İmparatoru Tai-tsung kendisini Türklerin Gök Kağanı ilan ediyordu. Hakanlığa bağlı Türk ve yabancı boylar etrafa dağılmaya başladılar, bunlardan bir kısmı ise Çine sığındı. 50 yıl süren esaret hayatında Türk budununu toparlama çalışmaları ve Çine karşı başkaldırma hareketleri (isyanlar) gözlenir. Bunların en ünlüsü 639 da Gök-Türk prensi "Kür Şad"ın ihtilal denemesidir.

II.Göktürk Kağanlığı (Kutluk dönemi)

681 yılında Aşena ailesinden Kutluk Kağan, Çinin kuzeyine yerleşmiş Türk boylarını yeniden toparlamayı başardı. Çin, Kitan ve Dokuz Oğuzlar / Uygurlar ile yapılan savaşlar sonucunda Ötüken ormanında Göktürk Kağanlığı yeniden güçlendi. Kutluk, ili (devleti/ulusu) yeniden derlediği için İlteriş (ili derleyen) adını aldı. 692de ölen İlterişin yerine kardeşi Kapgan/Kapağan (Günümüz Türkçe karşılığı kapan=alan=Fatih) kağan oldu. Devlet kurulduğundan beri kağanlık danışmanı olan Tonyukukun da bulunduğu Kitana Tatabilere, Basmıllara, Çiklere, Azlara, Bayırkulara, Türgişlere/On Oklara (Batı Göktürk budunu, Kitabelerde sürekli Türgiş Kağanı Türküm, budunum idi ifadeleri bununla ilgilidir), Kırgız ve Dokuz Oğuzlara yapılan seferlerle II. Göktürk Kağanlığının sınırları Okyanustan Maveraünnehirdeki Temir Kapığ/Demirkapıya kadar ulaştı.

İpek Yolunun büyük bir kısmı denetim altına alınmış oldu. Kapganın, Bayırkuların kurduğu bir pusuda öldürülmesi üzerine Göktürk Kağanlığının başına oğlu inel (ya da ünal) geçti.Ancak kutlukun oğlu bilge, inelin kağanlığını kabul etmedi.Boy begleri(beyleri) bilgeyi kağan ilan etti.İnel  kabul etmese bile öldürüldü.Yeni kağan başa geçince kardeşi Kül Tigine ordunun komutanlığını verirken, Tonyukuka vezirlik görevini verdi. Onun dönemi de amcası dönemindeki gibi devletin egemenliğindeki boyların başkaldırılarıyla geçti. Çinin desteklediği Uygur-Karluk-Basmıl bağlaşmasının Ötükene yönelik sürekli saldırıları, İpek Yolunun kilit noktası olan Çungaryanın Çinin denetimine geçmesi ve batıda On Ok budununu hakimiyetine alan Türgişlerin gün geçtikçe güçlenmesi neticesinde II. Göktürk Kağanlığı çöküşe sürüklendi. Bilge Kağanın, danışmanı Tonyukuku ve küçük kardeşi Kül Tigini kaybetmesinden sonra zehirlenerek} öldürülmesi üzerine yerine geçen Tengri Kağan çocuk yaştaydı. Onun kağanlığına karşı gelen Ozmış da ülkeyi toparlayacak güçte değildi. Nihayet Uygurlar 745te Ötükene girerek Göktürk Kağanlığına son verdiler.

İdare ve ordu

Devleti Kağan ünvanlı hükümdar yönetirdi. Kağanda 'Bilge''lik, ''Alp''lık ve ''Erdem''lilik özellikleri aranırdı. İl denilen ülkeyi bilgili, kahraman, özü sözü doğru, erdemli devlet başkanı yönetirdi. Kağan'ın vazifeleri arasında savaş gücüyle devleti kurma ve düzene koyma, yeni alınan yerlere iskan, ''''töre'''' yani kanunları düzenlemek, halkı doyurup giydirmek vardı.Ülke geniş bölge teşkilatı gereğince Doğu ve Batı olmak üzere ikili devlet sistemine göre idare edilirdi. Kağanın eşine Katun denirdi.Kağandan sonra gelen en yüksek rütbe Yabguluktur. Göktürkler, devlet idaresinin en soylu, tecrübeli Türk boylarının elinde kalmasına dikkat etmişlerdir.

Önceleri sayısı bir olan Yabgu’ya, devlet genişledikçe ihtiyaç çoğalmış, Batı Türkistan gibi bölgelere de yenileri atanmıştır. Şehzadelere Tigin veya Tegin, Şad; eşlerine de Konçuy adı verilirdi. Tiginler, genel valilik, başkomutanlık gibi önemli memuriyetleri yaparlardı. Boy hükümdarına 'Kan (Han)'' denmektedir. Tarkan, Çur, Apa, Tudun, büyük memuriyetlerdendir. Göktürk ordusu, yükselme döneminde Asya’nın en güçlü askeri kuvvetiydi. Ordunun üçte ikisi süvari, biri de piyadeydi. Akınlarda ve savaşlarda süratli hareket etmek esastı. Gece ve gündüz sıkı yürüyüşle yol alan ve atlarına nöbetle binen Türk süvarisi, hiç ümit edilmedik anda, hiçbir haber alma şansı bırakmadan düşman ordusuna saldırırdı. Savaşta düşman asker miktarı yüzbinleri bulursa, Türk ordusu kırdırılmazdı.

Bozkır taktiği ile ilk önce geri çekilinirdi. Merkez üssünden ayrılan düşman, vurkaç ve gerilla savaşı ile yıpratılıp, ani baskınla yok edilirdi.Göktürklerin bayrak ve tuğlarının tepesinde altından yapılmış kurt başlı heykel bulunurdu. Tuğ ile davul da bağımsızlık sembolleriydi. Göktürklerin başkenti Ötüken’dir. Burası Orhun Irmağı ile Selenge Irmağının Tarim kolu arasında, ormanlar içinde bitki örtüsü ve suyu bol bir şehirdi. Ötüken’den başka Barshan, Çargelen-Çumgal, Çaldıvar, Atbaş, Şirdakbeg, Nanageldi, Fergana, Yassıkugart, Çikircik başlıca Göktürk şehirleridir.

Tuğ

Doğu Göktürk kağanlarından Şipi Kağan (609-619), Suy Hanedanın son ve Tang Hanedanı’nın ilk yıllarından Çin’in iç siyasetine müdahale etmiştir. 617 yılında Çin otoritesine karşı isyan eden Çinli general Liang Şitu’na kendi askerlerini komuta ettirmiş ve Tadu Bilge Kağan unvanı ve kurt başlı tuğ (Çince: pinyin: láng tóu dào)’u armağan vermiştir. Aynı şekilde Liu Vuşu’a Dayan Kağan unvanı ve kurt başlı tuğu vermiştir.

Sanat ve edebiyat

Orta Asyada yapılan araştırma ve kazılarda Göktürkçe yazılı eserler bulunmuştur. Para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden, para ve taşlar üzerine yazılanlar günümüze kadar gelmiştir.İlk Türk abidelerinde yazılara altıncı yüzyılda rastlanmıştır. Bunlar kısa metinlerdir. Elde kalan Bengü Anıtları, Orhun Yazıtları veya Türük Bengü Taşları da denen üç büyük yazıttır. Taşların üzeri oyulmak suretiyle yazılmıştır. Bu yazıtlar; Göktürk Kağanı Bilge Kağan, Kül Tigin ve Vezir Bilge Tonyukuk adlarına yazılıp, dikilmiştir. Yazıtlar kireç taşına yontularak yazıldığından zaman ve açık havanın tahribatına maruz kalıp, bozulmuştur.

Bu yüzden bazı satırları ve birçok kelimeleri okunamaz durumdadır. Kül Tigin kitabesi, içlerinde en az tahribata uğrayanıdır. Orhun abidelerinin yazıldığı Göktürk alfabesi 38 harflidir.Türklerin milli alfabesi olan bu yazı sisteminde 4 sesli, 9 birleşik, 25 de sessiz harf bulunmaktadır.Kelimeler birbirinden iki noktayla ayrılır. Türklerin İslam dinini kabülünden önce yazılan Orhun abideleri, muhteva olarak Türk tarihi ve kültürü bakımından önemlidir.

Abidelerde; Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun iş başına getirildiği zaman idare mekanizmasının iyi çalışmayıp, ahalide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, şahsiyetini kaybettirdiği, hitabet sanatına uygun bir anlatımla verilmiştir.Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup, güçlendirdiği anlatılan abidelerde, devlet tecrübesi yanında Türklüğün, bağımsızlık fikrine yer verilmiştir.Ayrıca bu, kağanların millete hesap vermesidir.